Aslında başka bir yazı hazırlamıştım. Polikliniğimde, gelen hastaların çocukları oynasın diye koyduğum oyuncağın resmini çekmiştim, onunla ilgili, işimle ilgili, işime bir şeyler katarak çalışmayı çok sevdiğimle ilgili iki çift laf edecektim. Ama o fotoğrafı yükleyemedim.
Derken, şu oldu:
Dün bir kursa gittik efendim biz. Orada, çok eski bir arkadaşım vardır, 15 yıllık falan, okuldan, kendisi doçentlik sınavına girecek, şu anda da yardımcı doçent. Bilmeyenler için söyleyeyim, yardımcı doçent olmak için şu an Türkiye'de daha ziyade, dekan, rektör, hoca, klinik şefi, vs tanıdığın olmalı. Yani öyle ben çok çalıştım, hadi bana bir kadro en çok %40-50 (iyimser bir oran!). Bunu da bilen bilir. Gerisi, eş durumundan anlayacağınız...
Neyse, bu arkadaşın asistanları ona abla diyorlar diye, espri olsun diye dedim ki, "ya hepsi sana abla diyor, ben de senle aynı yaştayım bana abla diyen yok..."
Şöyle dedi:
"Bana konumumdan dolayı abla diyorlar, sana niye desinler ki?"
Tabii bana kal geldi, bişey diyemedim. Sustum.
Sonra cümlenin devamını okudum içimden (sen nesin ki? perifer devlet hastanesinde düz uzmansın.. Hiç bir sıfatın yok. Asla doçent olamayacaksın. Oysa ben, ulu bir doçent adayıyım. Koskoca hocayım. Benim altımda bisürü asistan, uzman, vs var. Üstüm ben üst.)
Aslında kızmaya hakkım yok, zira herkes tercihleriyle yaşar. Ben ihtisas sınavında hiç ünv. kadrosu yazmadım, düşünmedim. Makale yazmayı seviyorum, biliyorum hatta "düz devlet hastanesi"nden yayınlanmış yayınım da var. Ama kocam ünv.de profesör olmadığından, akademik kariyer düşünmedim. Gerek de görmedim. Şu an gel deseler de gitmem. Hatta, "düz devlet hastanesi"nde aldığım maaşın yarısına razı da olmam, emeğimi yedirtmem. Hoca olunca daha çok kazanılıyorsa, ben o parayı böyle de kazanırım. Bu muhabbet uzar gider...
Ama birşeyi dünden beri içime sindiremedim, ben ne yaptıysam emeğimle, alın terimle yaptım. Yayınlanmış 8 tane yazımın bir tekini başkaları yazıp da benim adımı eklemedi, her satırını kendim yazdım. Babam, kocam, akrabam vs arkamdan iteklemedi. Ne olduysam kendim oldum, kocamın da benimle birlikte yürümeye başlayıp elimden tutmasıyla aldım diplomamı. Hala kendimi eğitiyorum, kimselerin yapmadığı ameliyatları yapmayı öğrenmeye çalışıyorum, o kurs senin bu eğitim benim geziyorum. Hem de "düz devlet hastanesi"nde. Çok şükür her imkanım var.
Ama bu üniversite ile perifer arasındaki kopukluk, kendini bişey zannetme gerçek ötesi geliyor bana.
Herkes tercihleriyle yaşar, ama başkalarını tercihlerinden dolayı aşağılamamak gerek. Ben kimseye sen kendinden 10 yaş büyük bir doçentle evlenip üniversiteye girdin demiyorsam, kimse de bana sen basit bir uzmansın, ne anlarsın, ne saygınlığın var ki senin, sen kimsin demeyecek.
Canımı acıtmak için bile dememiş olabilir, hakkaten öyle hissettiğinden, ya da salak olduğundan da demiş olabilir.
Ama işte bak, iki gündür düşünüp duruyorum. Zaten doçent olasım var, bak benim sinirimi bozmasınlar, gider olurum.
EKLEME: Bi de şunu gördüm bugün facebook'ta:
Mey biter saki kalır
Her renk solar haki kalır
Diploma insanın cehlini alsa da
Hamurunda varsa, eşeklik baki kalır
Fuzuli